Irrevesible ve Funny Games
- 19 May 2025
- 3 dakikada okunur
Merhabalar efenim merhabalar 👋🏻 Uzun zaman oldu görüşmeyeli yaa. Valla kimse kusura bakmasın birkaç sınavım vardı onları hallettim bir de üstüne ödevler geldi onları da yapayım derken hiç yazı yazamadım. Biriktirdim hep içimde. Ajanda ve günlük bile doldurmadım o derece yani çok zor durumdayım. Bu yazımızda neler anlatacağız yavaştan giriş yapayım. Efenim Nightbitchler mi dersiniz, Irreversibleler mi dersiniz? Gromit Jazz’ımı dinlerken size yine içimdeki gürültüleri yazacağım. Bu arada aşağıya dinlediğimin linkini bırakıyorum, tam bir bahar ambiyansı.
Funny Games
Şimdiiii bence Nightbitch’i Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı okuduktan sonra yorumlayayım daha iyi olur. Daha sağlıklı bir yorum yapacağımı düşünüyorum böylelikle. O yüzden önce Funny Games’i konuşalım. Allahım o nasıl sinir bozucu karakterler. Ben 1997 yapımı olanı izledim diğerini bilmiyorum yani. Bir ara cidden ekranın içinden geçip aileyi ve özellikle de babayı sarsmak iki de tokatlamak istedim. Ya o kadar fazla fırsatları vardı ki aslında kaçmak ya da bu duruma düşmemek için. Tamam sarışın çocuğu içeri almanı anlıyorum ama diğeri de senden habersiz içeri girdiğinde insan bir tırsar ya. Bence kadın da biraz tırstı ama ayıkamadı duruma. (Nesin sen Adanalı falan mı?) Sonra o sümsük babanın işin içine dahil olması daha doğrusu olamaması. Kardeşim kaç yıllık eşin sana bir şey diyor anlasana. Kadın onları evden kov diyor adam hala kusura bakmayın karımın sinirleri bozuk diyor. Allahım gel de gebertme bu adamı. Neyse sakin. Bu benim erkeklerde çok gördüğüm bir şey. Hemen aklıma tanık olduğum bazı olaylar geldi. Çok şükür ben daha hiç yaşamadım ama çok sinir bozucu bir durum. Kadınlar zaten histerik varlıklardır, hemen sinirleri bozulur çok ciddiye almayın tarzı şeyler. Bir de filmde adam bunu eşinin yanında diğer adamlara söylüyor. Bak, diğer erkeklere yaranacağım diye eşini ciddiye almadın başınıza neler geldi. Ya karakterlerimiz o kadar çaresiz ki izlerken dayanamıyorsunuz. Bu arada bu benim izlediğim ilk Haneke filmiydi ve sevdim galiba. Bir de 7. Kıta diye bir filmi varmış onu da en kısa zamanda izleyeceğim. Neyse, ne diyordum? Galiba bu film hakkında diyeceklerim bu kadar. Bir videoda bir adam bu filmi Avrupalıların sömürgesine benzettiğini söylemişti ve bence bu çok mantıklı. Mesela kurbanların başına bir sürü şey getiriyorlar ama çocukların üstü hiç kirlenmiyor. Beyaz eldivenler takıyorlar ve o kadar vahşetten sonra (ki vahşet ilkel bir duygudur) hala entelektüel sohbetlerine devam edebiliyorlar falan filan. Ben beğendim, yıllar sonra tekrar izlenir.
Irreversible
Gelelim bir diğer manyak filmimiz olan Irreversible’ye. Cidden manyak bir film. Bu da izlediğim ilk Gaspar Noe filmiydi. Yukarıda bahsettiğim filmle de aynı gün içerisinde izledim. Bir de o gün ödevimi yetiştirmeye çalışıyordum. Stres katsayımı siz düşünün. Arada böyle manyaklıklar yapmayı seviyorum. Neyse konumuza dönelim. Öncelikle ilk 20 dakika beni tokatladı hatta evirdi çevirdi bir güzel sarstı. Ben aslında filmi baya beğenmişim, şimdi tekrar gözden geçirdim. Filmin ismi, olayı sunuş biçimi, daha önce hiç tanık olmadığım bir şeydi benim için. Yani her şey birbiriyle çok uyumluydu. Nasıl bir uyum olduğunu açıklayamıyorum ama uyumluydu işte. İlk başta biraz önyargılı yorumladım ama üstünden biraz zaman geçince sindirmeyi başardım. Bence film gerçekten yenilikçi yani en azından benim için. Eski sevgilinin de yanlış adamın yüzünü patlatmasına da sevindim diyemem ama en azından sevdim. Neden bilmiyorum ama mutsuz sonları hep daha çok severim ya da bir sürü şeyler yaşandıktan sonraki mutlu sonları seviyorum. Daha akılda kalıcı. Alex’in hamile olması da beni çok etkiledi. Ay bilmiyorum ya izlemesi biraz zordu benim için özellikle de şu tecavüz sahnesi beni 49 yerimden bıçakladı. Bir Fransız bu sahne için Fransa’da yaşanabilecek çok gerçek bir sahne demiş. Allah belanızı versin diyorum ne diyeyim yani. Gerçekten o sahne beni çok etkiledi ya. Kadının çığlıkları falan hiç aklımdan çıkmıyor. Zaten daha fazla dayanamayınca atladım orayı. Bir de ilk sahnede kameranın döne döne hareketleri ve kulüpte olan sahnedeki kameranın hızlı hareketleri beni manyak yaptı. Sanki ben de oradaymışım da o karmaşada her yeri göremiyormuşum gibi hissettim. Bir tık The Bear’ı anımsattı. Onda da bunu izlerken olduğu gibi her yeri detaylıca göremiyordum ve kamera çok hızlı hareket ediyordu. Genel olarak beğendim ama tekrar izleyebilmem için üstünden biraz zaman geçmesi gerekiyor. Funny Games gibi hissetmiyorum bu film için. Funny Games artık benim için merakını kaybettiğinden seneler sonra tekrar izlerim ama Irreversible’yi biraz aşmam gerek, sonra tekrar izleyebilirim.
Eveeet, bence bugünlük bu kadar yeter. Yazarken de ilk defa düşündüklerimi kelimelere dökemedim nedense. Biraz paslanmışım herhalde ya da sabah kocaman bir sunum hazırladığımdandır. Neyse, düşüncelerimi sıraya koymakta zorlansam da yazmak beni rahatlattı. Başka şeyler düşünmek için de kafamda yer açtığıma göre ben kaçanzi.
Herkese harika günler dilerim efenim. Görüşmek üzere 👋🏻